Bir Hikaye Dinlemek İster Misiniz?
2025 yılının Şubat ayıydı; tam da oğlumun doğum günüydü ve bu, senenin dağdaki ilk günü olacaktı. Hava muhteşem; masmavi bir gökyüzü, parıldayan bir güneş...
Gün bazı tersliklerle başlamıştı. Belki de kayak yaparken istediğimiz performansı sergileyemediğimizin huzursuzluğuydu, belki de sadece bir anlık dikkatsizlik... Yoksa gölgede kalan karların tekrar donup buzlanmaya başladığı o kritik 15:30 - 16:00 saatlerinin azizliği miydi? Belki de hepsinin birleşimi... Harika kaydığım bir anda feci bir düşüş yaşadım.
Düştüğümde yerden kalkamayacağımı anladım. Etrafıma toplanıp beni kaldırmak isteyenlerin yardımını, biraz nefes almam gerektiğini söyleyerek geri çevirdim. İlk şoku atlattıktan sonra yavaşça ayağa kalktım ve bir şekilde aşağı inip dizime kar kompresi yaptım.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey anlaşılmıyordu daha. Çocuklarla ilgili yapılması gereken birkaç işi halledip günü bitirmeye karar verdik ve günü bitirp aşağıya indik. Kayakları kiraladığımız yerdeki hanımla yılların dostluğu vardı aramızda; bana hemen yakındaki eczaneye gitmemi söyledi, harika bir fikirdi! Eczacı, arkadaki muayene odasında dizimi kontrol etti. Şiş olmasına rağmen dizimi kullanabildiğim için ciddi bir sorun olmadığını düşünüyordum, o da kararı bana bıraktı. Bir dizlik ve atlar için üretilen o meşhur soğuk Arnica jelinden alıp çıktım. Eczacı, jeli sürdükten sonra dizimi mutfakta kullanılan streç filmle sarmamı ve öyle uyumamı önermişti. Arnica 1000 ağrı kesici ve jel eşliğinde, dizimin altında rahatsız bir yastıkla ilk geceyi geçirdim. Ne bilebilirdim ki 7, hatta 8 ayım bu şekilde geçecek…
Ertesi sabah evde kalmakla dağa çıkmak arasında gidip gelsem de çıkmaya karar verdim. Ancak dizim öne ve arkaya bükülürken canımı çok yakıyordu. Yürümek işkenceydi ama 10 dakikalık yolu bir şekilde aştım. Piste çıktığım zaman, fark ettim ki; kaymak yürümekten çok daha kolaydı! Önümüzde 3 gün daha vardı; yavaş, kontrollü ve siyah pistlere hiç bulaşmadan devam ettim. Elbette istediğim gibi kayamıyordum ama en azından tatilin keyfini biraz olsun çıkarabiliyordum.
4 günlük kayak macerası bitti ve o bitmek bilmeyen dönüş yolculuğuna geçtik. Dizim oturmaktan hiç hoşlanmamıştı. Gelir gelmez fizik tedavi randevuma gittim; önemli bir zedelenme olmadığına karar verdiler. Ama dizim nasıl şiş! Haftada bir seansla dizimi yavaş yavaş güçlendirmeyi hedefledik. Bu süreçte her gün yoga yapmaya devam ettim, hem de derslerime hiç ara vermeden! Yerde bağdaş kurup oturmak bir hayaldi, Çocuk Pozu (Child's Pose) ise en zoruydu. Ama yoganın o yaratıcı alternatifleri sağ olsun; her pozun bir alternatifi bulunuyordu.
Derken, sağlam bacağıma çok yüklenmekten bir ay sonra sol ayağımda sinir sıkışması oluştu. Bir ay boyunca ayak parmaklarımı yukarı kaldıramadım, yürürken ayağım "pat pat" diye yere çarpıyordu. Sağ diz zaten devre dışıydı...Düşük ayak sendromu oluştu sol tarafta. O günlerde nasıl yürüdüğümü şimdi hayal bile edemiyorum.
Masaj ve dengeli basmaya odaklandığım bir ayın sonunda sol ayağım büyük oranda geri geldi. Dizimde her hafta ilerleme fark ediyordum ancak dördüncü ayda bir de bisikletten düşünce bu sefer doktora gitmeye karar verdim. Yine elle muayene ve hareket testleri yapıldı; doktor ciddi bir sorun olmadığını, sadece zedelenme olduğunu söyledi. Kasım ayına kadar ilerleme olsa da dizimi tam kullanamıyor ve düzleştiremiyordum. Ama yoga matında neredeyse eski halime dönmüştüm; tek istisna hâlâ canımı yakan Çocuk Pozu'ydu.
Sonunda doktorum beni bir cerraha sevk etti. Özel bir hastanede diz-omuz spor uzmanı olan bir cerrah... Röntgen ve elle muayenenin ardından MR çekildi. Sonuç: 8 ay önce oluşan bir avülsiyon kırığı. Çapraz bağım kopmamıştı ama koparken yanına tibia kemiğinden 1-2 mm’lik küçük parçalar almıştı.
Sadece 1-2 milimetre... Ama gel gör ben neler yaşadım! 8 aydır neler çektiğimi bir ben biliyordum.
Bana tavsiye edilen; rekonstrüktif diz ameliyatıydı. Dizi adeta yeniden yaratacak bir dokunuş... Ameliyat olsam bir türlü, olmasam bir türlü... Tam iyileşme için 12 ay gerekiyordu. Neden bilmem, o an çok umutsuzluğa düştüm. Cerrahla yaptığımız ikinci görüşme sonrası, Mart ayına kadar ameliyatsız bir güçlendirme süreci için kendimize zaman tanıdık. Kendi bildiğim fonksiyonel yogaya devam edecektim. Zaten dizimin geri kalanı harika sağlıklıydı, söylediğine göre.
İyi insanlar tam ihtiyaç duyduğumuz anda hayatımıza girer. İlk yoga pratiğimi beraber yaptığım sevgili Ros benimle iletişime geçti o dönemde. Dizimden bahsettim ona; onun harika enerjisi ve tavsiyeleriyle kendime yeni bir rota çizdim.
Dizim günden güne iyileşmeye devam etti. Ocak ayı başında ameliyat fikrinden tamamen uzaklaşmaya başladım.
Ağustos ayından beri mahallemizdeki spor salonunda her Çarşamba akşamı fonksiyonel yaga dersi veriyorum. Salonun sahibesi, kızımın eski dans öğretmeni... Spor salonu programını ayarlaması için bendeki son durumları paylaştığımda bana harika bir teklifle geldi; salonun aletlerini bacaklarımı daha da güçlendirme için kullanabilirdim. Aletli çalışmaya başlayalı üç hafta oldu. Sanırım bu kırıkla yaşamaya devam edeceğim ben. Mart ayındaki randevuma daha 6 hafta var. Bu arada; cerrahımın kayak yapmama izin verdiğini ama düşmemem için çok dikkatli olmam gerektiğini söylediğini paylaşmış mıydım sizlerle?
Mart ayında sizi yeniden bilgilendireceğim. Ama şunu biliyorum: Hareket, insan için tek merhemdir. Tabii ki doğru, dengeli ve beden bilinciyle yapılan hareket... Kendi bedenimizin farkında olmak, bu yolculuktaki en büyük rehberimiz.