Neden günde 15 dakika yoga?
Beden doğduğu günden itibaren yaşlanmaya başlıyor. 20 yaşından itibaren ise her geçen yıl %1 veya %2 oranında kas kaybı oluyor; elbette doğru bir şekilde bedenin kaslarını çalıştırmaz ve dengesini korumaz isek.
Gözümüzle gördüğümüz etten kemikten oluşan bedenimiz dışında, bir de enerji ve düşünce bedenlerimiz var. Çoğunlukla farkında olmadığımız ve gereken önemi vermediğimiz...
Modern insan, günün büyük bir çoğunluğunda stresle beraber yaşamakta. Doğamız gereği, bir günü 24 saat kabul ettiğimizde bunun yaklaşık 3 saati stresli, kalan 21 saati ise stresten uzak geçmelidir. Ne de olsa 8 saat boyunca peşimizden bir aslan veya yırtıcı bir hayvan koşturmayacaktır. İnsan doğası "stres" dediği zaman, doğada ya av peşindedir ya da beklenmedik bir durum karşısında hayatta kalmaya çalışıyordur. Ancak günümüzde 8 saat iş hayatı veya 8 saat okul sorumluluğu olan bir insanın stresle iç içe olma oranı, olması gerekenin çok üzerindedir.
Bu stresli ve stressiz olduğumuz haller, Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemleridiye adlandırılıyor. Sempatik sinir sistemi pek de ismi gibi "sempatik" değil; bizi tehlike anında savunmaya hazırlar, kalp atışını artırır, kan basıncını yükseltir, solunumu hızlandırır ve göz bebeklerini büyütür. Beden bunu illa bir panter tarafından kovalandığı anda yapmazda. İş stresi, bir yere yetişme telaşı, sürekli televizyon seyretmek, telefona bakmak, koşuşturmalı şehir yaşantısı... Tanıdık geldi mi?
Oysa Parasempatik Sinir Sistemi tehlike geçtikten sonra bedeni sakinleştirir, denge getirir. Kalp atış hızımız yavaşlar, solunum sakinleşir ve göz bebekleri küçülür.
Yoga, hareketler ve fasyalar aracılığıyla hem bedenimizi güçlendirip yaşam enerjimizi harekete geçirir hem de nefes kontrolü ile zihnimizi sakinleştirir. Düzenli yapıldığında bu sakin nefes ve kalp atışı, yaşam kalitemizi doğrudan etkiler. Alışkanlık oluştuğunda ise beden, gerek duyduğu her an mata ihtiyaç duymadan bu sakinlik haline hızlıca geçiş yapabilir hale gelir.
Kendimden örnek vermek gerekirse; beni eski halimle bilenler hızlı parlayan, kızdığım zaman yanımda olunmaması gereken biri olduğumu bilirlerdi. Olay olup bittikten saatler sonra, hatta ertesi gün dahi zihnim o olayla meşgul olurdu; "Acaba öyle demeseydim mi, şöyle mi yapsaydım?" diye uğraşıp dururdum. Oysa şimdiki ben çok daha zor kızıyor, gerekse dahi olay bittikten sonra aklıma bile gelmiyor. Arkamı döndüğüm anda benim için olay kapanmıştır. Ne zihnim, ne ruhum ne de bedenim o gereksiz enerji ile meşgul kalmıyor. Yoganın bana sağladığı sihirli bir yetenek.
Sihir gibi görünse de aslında bu, sadece disiplinle kendine zaman ayırmaktan geçiyor. Günde 10-15 dakika bunun için yeterli. Fazlası ise bir kere matın üzerine geçtiğinde; sen ve matın arasında... Umarım bir gün sen de hayata bu pencereden bakabilirsin. Söz veriyorum; çok daha renkli, keyifli ve hafif bir dünya seni bekliyor.